ATATÜRK’E GÖRE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ YA DA TÜRKÇÜLÜK
Türk Devletinin kurucusu Büyük Atatürk ve o’nun hayata geçirdiği Atatürkçülük, Türk Milletine yanlış tanıtılarak, kasden farklı öğretilmektedir. Mandacı ve küresel düşünenler ile çözümü gayri Türk oluşumlarda arayanlar, yıllarca Atatürkçülüğü sol bir öğretiyi yansıtıyor gibi göstererek, siyasal çıkarlar sağlamak amacıyla istismar ettiler. Oysaki Atatürkçülüğün ne solla ne de sağla ya da diğer ithal ve ikame fikir ve doktrinlerle ilgi veya ‘rabıtası’ yoktur. Atatürk sonrası dönemden (1939) başlayarak, kimlikleri tarihte sicilli birileri; Türkiye'nin geleceği olan genç kuşağın gerek Atatürk’ü ve gerekse fikirlerini doğru tanımalarının ve anlamalarının önünde engeller oluşturdular. Deyim yerindeyse, Atatürkçülüğü amaçları uğrunda maske olarak kullandılar. Bu zihniyet sahiplerinin Atatürkçülük anlayışları, ilkelerden sadece laiklik ilkesi’ni benimsiyormuş gibi davranmaktan ibarettir. Atatürkçülüğün diğer ilkelerini de takiyye içerisinde maksatlıca uygulayarak veya mihverinden saptırarak, Atatürk’ün adıyla siyasal fayda elde ederek, hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadırlar. Çoğunluğu Marksist geçmişli, şimdiki konumları şaibeli ekipler; sağlam bir zemine oturan bir doktrine ve Türkiye'yi esenliğe çıkaracak bir siyasal programa sahip olmadıkları için, yıllardır Atatürk sömürüsü yapıp, Atatürk'ün milliyetçilik yönünü, Türklüğe verdiği önemi görmezden gelmekteler. Bu güne kadar, kendi sapkın ideallerine uygun tarzdaki -teslimiyetçi - milliyetçilik anlayışlarının adına, ‘Atatürk Milliyetçiliği’ diyerek; Pekin’den Havana’dan dem vurarak hem Ulu Atatürk'e hem de onun ideallerine ve dahi Türk Milletine ihanet etmektedirler.
Atatürk, Ziya Gökalp ve Türk Milliyetçiliği
Bu yozlaştırılmış, kendi amaçlarınca istikamet verilmiş ‘sözde Atatürkçülük’ anlayışlarını milletimize empoze etmeye çalışan teferruat ve şürekası, Türk Milletinin dış düşmanlara olduğu kadar, “içimizdeki” düşmanlara karşı da, milli reflekslerini törpüleyip, dumura uğratmaktadırlar. Oysa, Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı bu güruhun göstermeye çalıştığı gibi ne teslimiyetçi, ne de dar kalıplar içerisine hapsedilmiş bir ‘tatlı su’ milliyetçiliği anlayışıdır. Mustafa Kemal Atatürk, milletinin ve ülkesinin geleceğini ilgilendiren konularda; çok duyarlı, ciddi, tavizsiz ve bilimsel tarzda politikalar izlemiş ve sistemleştirmiştir. Bu sistemin adı da Türk Milliyetçiliğidir. Gerek dış düşmanlara karşı verdiğimiz İstiklal savaşında, gerekse iç düşmanlara (ümmetçilere, mürtecilere, mandacılara, bölücülere, teslimiyetçilere – ki bu unsurlar o gün olduğu gibi bu günde tehlikedirler-) karşı olan tavrı ve tutumu da; sert, tavizsiz ve netice alıcıydı.
Bu gün, "Türk" kelimesini ağızlarına almaktan rahatsızlık duyan. Türkiye’nin bir mozaik olduğundan dem vuran, Türk'ün ve Türkiye'nin çıkarlarını savunmaktan aciz, soy ve düşünce engelli kişilerin ipliklerini tam anlamıyla pazara çıkarmak, gerçek Atatürkçü olan Türk Milliyetçilerinin en önde gelen görevlerindendir. Türk Milletinin mozaik olmayıp bir ‘ebru’ olduğunu onlara hatırlatmak gerekmektedir.
”Etimin ve kemiğimin babası Ali Rıza Efendi ise, fikrimin babası Ziya Gökalp'tir.” diyen bir Türk Milliyetçisinin düşüncesini ithal bir doktrinle özdeşleştirmek, sosyalist (sol) düşünce ve fikir akımlarıyla paralellik arz ettiğini iddia etmek, gafletin ve dalaletin ötesinde ihanettir. Türklük bilinci açısından mankurtlaştırılan (kimliksizleştirilen) ve gerçek Atatürkçülük konusunda bilgisizleştirilen Türk insanının; “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir” diyen Ata’sını doğru olarak tanıyıp, anlayabilmesi çerçevesinde söz konusu düşünce mensuplarının, yıllardır ellerinden gelen tüm imkan ve yetenekleriyle, engeller oluşturdukları açıktır.
Türk Birliği, Atatürk ve Çalışmalar
Birilerinin Avrasyacılık olarak günümüze adapte etmeye çalıştıkları; esasında “AvRusyacılık” olarak değerlendirilmesi gereken, zaten de öyle olan tasarının ve projenin temelinde Türkiye dahil Türk Cumhuriyetleri bulunmaktadır. Türklerin ana unsuru oluşturdukları bir birliktelikte de Dugin’lere, Putin ve ‘potinlere’ kısacası Slavlara ihtiyaç yoktur. Bu ‘potin’ Türk’ün ayağını sıkar. Önümüze ısıtılarak, Nasrettin Hoca örneği “bir kuşa” benzetilerek sunulan bu tasarı, Sovyetler Birliğini yeniden hortlatma projesidir. Türk Birliği düşüncesi yıllar öncesinde Yüce Atatürk’te mevcuttu. Onun şu sözleri Türk Birliği olgusunu açıkça ifade etmektedir: “Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. ‘Türk Birliğinin’ bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek” diyerek, Türk Birliğini (Turanı) gündeme taşıyan Atatürk’ün Türkçü ya da diğer bir ifadeyle Türk Milliyetçisi olmadığını iddia etmek art niyetliliktir. Şayet kötü niyetlilik söz konusu değilse, bu durumda iddia sahibinin cehaleti ya da akli dengesinin bozukluğu ihtimal dahilindedir.
Türkiye'de 1924 yılında başlatılan antropolojik çalışmaları yönlendiren ve Türk milletinin kökenlerini araştıran Yüce Atatürk, bu amaçla Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezini ve Türkiyat Enstitülerini kurdurmuştur. Türk soyunun antropolojik, biyolojik ve etnografik özellikleri, ilk kez bu çalışmalarla incelenmeye başlanmıştır. 1937 yılına gelindiğinde ise, Atatürk’ün isteği üzerine Anadolu coğrafyası üzerinde Türk soyunu karakterize eden tüm somut ve soyut özellikler araştırılmış ve incelenmiştir. Acaba, sol fikre yatkın bir kimse bunları düşünür, ister ya da uygular mıydı? Bu mümkün müdür? Atatürk'ün milliyetçiliği, empoze edildiği gibi değil, işte böyle bir milliyetçiliktir! Yüzde yüz, halis Türk Milliyetçiliğidir!
Yüce Atatürk, Türklüğü ilgilendiren bilumum konularla ilgilenmiştir. “Mu Kıtası Teorisi” bunun en uç örneklerinden biridir. Meksika’ya kadar araştırmacılar göndererek, Türklerin atalarıyla ilgili bir belge, bir kanıt bulunabilir mi diye düşünmüş; bu konuda her türlü ipucunu önemseyerek, bilimsel araştırmalar yaptırmıştır. Biz şoven değiliz, Türkçü değiliz Atatürk milliyetçisiyiz(!) diyen mozaikçi ve teslimiyetçilere bu tarihi gerçekler, bilgiler ve araştırmalar neler anlatıyor acaba?
Atatürk ve Bozkurt
Türklerin tarihi ve geleneksel sembolü olan Bozkurttan, ‘sözde Atatürk milliyetçileri(!)’ ve mozaikçi takımı neden bu kadar rahatsızlık duyarlar? Ya da "Bozkurt" onlar da niçin “öcü” etkisi yapar? Bu kafalar, gerçekten çok mu cahil ya da çok mu art niyetlidirler? Neden tarihi gerçekleri görmez, kafalarını devekuşu gibi kuma gömerler?
Bütün Türkler için olduğu gibi, Atatürk için de Bozkurt ve Bozkurt sembolü çok önemlidir. Adliye (Adalet) Eski Nazırı (bakanı) Mahmut Esat Bey’e "Bozkurt" soyadını veren Atatürk’tür. 1935 yılında İnhisar (Tekel) idaresince üretilen sigaranın ambalajına (paketine) “Bozkurt” marka ve resmini koyduran yine Atatürk’tür. 1927'de tedavüle çıkan 5 ve 10 “Türk Lirası” değerindeki kâğıt paralar üzerine Bozkurt resminin basılmasını sağlarken; Türk tarihinin Osmanlı'dan ibaret olmadığına vurgu yaparcasına, Türk Bayrağının ‘Mavi zemin üzerinde yeşil bir kurt başı’ taşıyan, Göktürk Bayrağı olması gerektiği konusunda fikir yürüttüğü bilinmektedir. “Türk İzci Ocağı” bünyesindeki gençlere de, “Yavru Kurt” adını verirken, Bozkurt ve Türk tarihine olan bağlılığını göstermiştir. Ord. Prof. Dr. Fuat Köprülü, Atatürk'e ‘Türkiyat Enstitüsü’nün ambleminin nasıl olması gerektiğini sorduğunda. Atatürk: “Karlı Tanrı Dağları'nın önünde elinde meşale tutan bir “Bozkurt” olsun, Bu meşale, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ilminin ifadesi olsun. Ergenekon'dan çıkmamızda kılavuz olan Bozkurt, Türklüğün Anadolu topraklarındaki yeni devletinin kuruluşunu ifade etsin.” şeklinde cevap vermiştir. Atatürk'ün özel eşyaları arasında da Bozkurt motifli çok sayıda obje mevcuttu. Bu da, bir çok şeyi anlatmaya yetmez mi? Atatürk’ün Maarif (Milli Eğitim) Bakanlığı girişine astırdığı ve Atatürk’ün vefatından(10 Kasım 1938) sonra “milli şef” İsmet İnönü'nün kaldırtmış olduğu, “Ergenekon'dan Çıkış” tablosu da Atatürk'ün katıksız bir Türkçü olduğunu inkar edilemez bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Başbuğluk ve Atatürk
Türkçe de, başkomutan, komutan, başkan anlamında kullanılan “Başbuğ” sözcüğü, Atatürk milliyetçisi(!) görüntüsü veren ve de vermeyen, ümmetçi, işbirlikçi, bölücü, mandacı, anti Türk düşünceli bil cümle güruhun en çok rahatsız oldukları konulardan bir diğeridir. Atatürk gerçek anlamda bir “Başbuğ”dur. Bu yüzden, tüm Türk gibi düşünen Türkler, Atalarına diğer unvanlarıyla birlikte “Başbuğ” da derler. Bu da, ‘sözde Atatürkçüler ve diğer teferruata’ pek dokunur. Atatürk Başbuğ değildir; sadece bir "Önderdir" diyenler, onu Latin Amerikalı gerilla liderleriyle özdeşleştirenler; acaba Atatürk'ün bizzat kurdurduğu ‘Türk İzci Ocağı’nın kendisine yaptığı Başbuğluk teklifinden, Ulu Atatürk’ün bu teklifi kabul ettiğinden ve bunu da telgrafla aşağıdaki şekilde bildirdiğinden haberleri var mıdır? “Vatana yüksek seciyeli ve metin ruhlu gençler yetiştirmesini temenni eylediğim, İstanbul Türk İzci Ocağı’nın, Başbuğluk teklifini büyük bir hissi iftiharla kabul ediyorum. Genç arkadaşlarıma teşekkür ve selamımın tebliğini rica ederim.” Demesi üzerine, o tarihlerde yayınlanan Cumhuriyet Gazetesi de manşetini “Başbuğ” olarak atmıştır. Bunun yanı sıra, Yüce Atatürk’ün vefatı üzerine; 10 Kasım 1938 tarihli Ulus Gazetesi’nin manşeti de şu şekilde atılmıştı: “Atatürk başkumandan; Başbuğlar yetiştirilmezler, onlar Başbuğluk hasletleriyle doğarlar!” Bütün bu tarihi bilgi, belge ve gerçeklere, çok bilmiş ‘ulema’ takımı ve diğer Atatürkçü geçinen aydınımsı zevat ne diyecektir? Her şey su götürmeyecek şekilde gün gibi apaçık ortada…
Atatürk’ün Türkçülüğü
Ulu Atatürk'ün Türkçülüğünü veya diğer tanımla Türk Milliyetçiliğini belirlemek ve tespit etmek için, arkeolojik araştırmalar benzeri uzun ve meşakkatli çalışmalara ihtiyaç yoktur. Gazi Mustafa Kemal Paşa fikrini, zikrini, Türkçülüğünü ve Milliyetçiğini uygulamasıyla olduğu kadar, belgelendirilmiş söylev ve demeçleriyle de ayan beyan ortaya koymuştur. Aşağıda belirtilen bu veciz sözlerini bilmeyen ya da bilmezlikten gelenlere inat, biz Türk milliyetçileri olarak Türk insanına, Atası'nın özdeyiş ve sözlerinin sadece “Ne Mutlu Türk'üm diyene” veya “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” - sözlerinden ibaret olmadığını göstermek ve öğretmek zorundayız. “Ne Mutlu Türk'üm diyene” sözünün sadece Atatürk'ün 10. Yıl Nutku’nun son cümlesi olduğunu -başka yerlerde geçtiği söylense de somut bir belgesi yoktur- ve o metinin içeriğini göz ardı ederek, esas vurgulanmak istenilenin beden ve ruh itibarıyla; “Türk” olmak olduğunu görmezlikten gelenler ve bunu böyle göstermeye çalışanlar, bu gün Atatürk milliyetçisi(!) geçinmektedirler.
Atatürk, hem kuram hem de uygulama açısından tam anlamıyla bir Türkçüydü, Türk Milliyetçisiydi. Atatürk milliyetçiliğinin içini boşaltmak isteyen ve Atatürk'ün Türklükle ilgili sözlerini “Ne Mutlu Türk'üm diyene” sözünden ibaret görerek ve bu sözünde aslında neyi ifade ettiğini saptırmaya çalışan ‘sözde Atatürkçüler’, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün diğer söz ve vecizelerini bilmezler, bilseler dahi hesaplarına gelmeyeceği için bilmez gibi görünürler. Atatürk'ün görmezden gelinen ve Türk insanına öğretilmek istenmeyen özdeyiş ve sözlerinin başlıcaları aşağıda verilmiştir.
Yüce Atatürk'ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan doktora tezinin konusunun, tez danışmanı hocasının: “Milletini anlat, Türkleri anlat” demesiyle, belli olmasının ardından, tez çalışmalarına başlamış. Tezini bitirdikten sonra da Atatürk'e sunmuştur. Ata, tezi incelemiş ve akabinde şunları söylemiştir: “Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne en aşağı 7 bin senelik, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı, onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu, Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır. Dünyayı aydınlatan güneştir.” İşte Gazi Paşanın Türk anlayışı! Damarlarında “asil kan” dolaşıp da, böyle bir anlatım karşısında heyecanlanmayan, ‘titremeyen’ kişi var mıdır? “Atatürk” demekten rahatsızlık duyarak, özellikle ve kasıtlı olarak “Mustafa Kemal”(arkadaşına hitap eder gibi) diyen, Türklükleri(!) ile Atatürk'e olan sevgi ve bağlılıklarının düzeyini böyle gösteren sahte ve sözde Atatürkçülerden, Atatürk'ün bu ve buna benzer anlatım veya özdeyişlerini neden hiç duymayız? Bu sahte Atatürkçüler acaba genlerinde mi, bir problem taşıyorlar? Ya da Türk’ün yapısına ters ithal ideoloji ve marjinal fikirleri benimsemeleri nedeniyle, beyin, ruh ve kalplerinde telafisi imkansız hasarlar mı oluşmuştur?
Atatürk’ün Türk ve Türklüğe ilişkin fikir ve söylemleri:
“Tanrı nasip eder, ömrüm vefa ederse; Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya'yı Türk hudutları içine katacağım!” (Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, sözünü saptıranlara ve bu gün Irak Türkmenlerini görmezden gelenlere ithaf olunur.)
”İstanbul'da neşredilen bir gazeteyi Kaşgar’da ki Türk de anlayacaktır(okuyabilecektir).”
”Dünya yüzünde, Türk’ten daha büyük,ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir.”
“Bir gün, ressamlar Türk'ün simasını kaybederlerse, yıldırımı alsınlar resmetsinler.”
“Milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avı olacaklardır.”
“Türk'lerin yasadıkları her yer misak-ı milli hudutları dahilindedir.”
“Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin.”
“Biz doğrudan doğruya milletperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk ahalisidir. Bu ahalinin fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.”
“Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.”
“Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız.”
“Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk’tü bugün de Türk tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.”
“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benliğine, millî ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.”
“Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır.”
“Türkiye Cumhuriyeti bir maymun değildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir.” (AB'ci, ABD’ci Batı özentisi sözde aydınlara duyurulur!)
”Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.”
“Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
”Taş kırılır, Tunç erir, ama Türklük ebedidir”
”Türk aleminin en büyük düşmanı komünizmdir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir.”
”Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.” (Bölücü etnisite mensup ve yandaşlarına, anadilde eğitim ve yayın isteyenlere çanak tutan sözde aydın ve Atatürkçülere ithaf olunur !)
”Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtuluş Savaşı'nda benim de milletime ettiğim bir takım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat, bunlardan, hiçbirini kendime mal etmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet için elbirliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur.”
”Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.”
”Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.”
”Yeni Türk yazısı, Türk'ün yaradılıştan gelen zeka ve kabiliyetini geliştirebileceğinden yeni yazımızı tarlalarında çalışan çiftçilerimize, sürüleri başında dağlarda dolaşan çobanlarımıza kadar en az bir zamanda yaymaya çalışmak hepimizin vicdan ve milli haysiyet borcudur.”
"Milletleri yükselten bu hususa bir amil daha ilave edelim; Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelade bir intikam değil, hayatına, istikbaline, refahına düşman olanların zararlarını dermeyi hedef tutan bir intikamdır."
”Bütün dünya bilmeli ki; karşımızda bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir.”
”Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.”
”Şu anda, büyük Türk Milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.”
”Türk, Türk olduğu için asildir. Çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz.”
”Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır”
”Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır.”
”Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.”
”Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir.”
”Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkâra ne yürümesine borçluyuz.”
”Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.”
”Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.”
”Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır.”
”Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Öylelerine karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim.”
”Evvela, millete tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu göstermeliyiz.”
”Türk çetin işler başarmak için yaratılmıştır!”
”Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
”Türk aleminin en büyük düşmanı komünizmdir. Görüldüğü yerde ezilmelidir.”
"Biz Türk’üz, tam manasıyla Türk’üz. İşte o kadar. Bize iyi Müslüman olmak yeter. Asya için ve Avrupa için bizim yasamız aynıdır. Dostlara sahip bulunmak, tam bağımsızlığımızı korumak. Her şeyi Türk cephesinden değerlendirmek.”
“Türkiye’de Türk’ten başka bir şey düşünmemek! Ancak bu davranışladır ki her türlü esenlik ve mutluluk amacına ulaşabiliriz.”
Sonuç
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün; Türk Milliyetçiliğini belirleyen daha bir çok uygulama, davranış ve sözleri bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nde kuruluşundan bu güne , Türkçü düşüncenin teoriden pratiğe geçirildiği süreç, Yüce Atatürk’ün yönetiminde olduğu dönemdir(1923-1938). Bitti, tükendi denilen, hasta adam olarak nitelendirilen Türk milleti yeniden şahlanarak, imkânsızlıklar içinde ve zor şartlarda ahtapot misali sekiz koldan saldıran yedi düveli mağlup ederek, “Dünya var oldukça, ben tükenmem!” dercesine haykırmış, her alanda istiklalini elde etmiştir. Uzun yıllar boyu ümmet anlayışıyla yaşamış toplumdan, adeta süzerek bir millet yaratılmış, bu büyük millet silkinmiş ve kendine dönmüştür. Kendi öz dilini ve Türk alfabesini kullanmaya başlamış, Türk insanı Arap ve Acem asimilasyonu öncesi; Türk zamanlarında sahip olduğu benliğini ve haklarını tekrar kazanmış, çağdaş bir yaşam tarzına kavuşulmuş ve bir çok yenilikler ve kazanımlar sağlanmıştır. İşte tüm bunlar; gücünü ‘asil kanından’, binlerce yıllık şanlı tarihinden alan bir Türkçünün yani Ulu Atatürk’ün Türkçü dünya görüşünü hayata geçirip, uygulamasının bir sonucu olarak elde edilmiştir.
Her Türk’ün Türkçü, her Türkçünün Atatürkçü olduğu bilinç ve mücadele azmiyle, Türkiye Cumhuriyeti elbette ‘ilelebet payidar’ olacaktır. Mozaik teraneleriyle ahkam kesen ve ‘çember bıyıklarının’ altındaki dudaklarından Türk sözcüğü cımbızla bile alınamayanların, takiyye dolu uygulamaları ve söylemleri ile değil!
Tanrı, içerisinde bulunduğumuz ahvalde ve istikbalde, Türk’ü Korusun. Başka kelama ne gerek. Ancak gerekirse, Yüce Başbuğun emrettiği gibi: “Ya istiklal ya ölüm



LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntıyla Cevap Ver
