Sayfa 1 / 3 123 SonSon
1 ve 20 arası sonuçlar gösteriliyor. Toplam 49.

Konu: Atatürk'ün Anıları

  1. #1
    Doğadostu'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Aug 2005
    Yaş
    21
    Cinsiyet:

    Mühendislik Fakültesi
    Genç Puan Başarılar:
    4 Yıldır ÜyeyimİÜF ile Yaşıyorum500 Mesajım Var1000 Mesajım Variuforum'a Hoşgeldin!

    Exclamation Atatürk'ün Anıları


    Atatürk tüm dünya liderlerini bir resepsiyonda ağırlamaktadır yemek servisi esnasında uşaklardan birinin ayağı kayar ve elindeki tepsiyle düşer. Herkes gülmeye başlamıştır ve tüm liderler Atatürk'ün rezil olduğunu düşünmektedirler ve tam o esnada o müthiş deha hafif gülümseyerek ''şu millete herşeyi öğrettim ama uşaklığı öğretemedim'' lafını söyleyerek tüm salonu birden susturmayı bilmiştir...
    Son düzenleyen Selin; 19-09-2007 19:45.

  2. Doğadostu Tarafından Yapılmış Olan Bu Paylaşıma Teşekkür Ederiz.

    _ANIL_ (28-03-2007)

  3. #2
    tezcalitpoka'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jun 2006
    Yaş
    32
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    1 Yıldır Üyeyim6 Aydır Üyeyim1 Aydır Üyeyimiuforum'a Hoşgeldin!1.000 GP'ım var.

    Varsayılan ATA'mızın bır koyluyle olan anısı


    Atatürk Mersin'e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirdeki büyük binaları göstererek;

    - Bu köşk kimin?
    - Kirkor'un...
    - Ya şu koca bina?
    - Yorgo'nun...
    - Ya şu!
    - Salomon'un...

    Atatürk biraz sinirlenerek sormuş;

    - Onlar bu binaları yaparken siz nerelerdeydiniz?

    Toplananlardan bir köylünün sesi duyulur;

    - Biz mi nerdeydik? Biz Yemen'de, Tuna boylarında, Balkanlar'da, Arnavutluk dağlarında, Kafkas'larda, Çanakkale'de, Sakarya'da savaşıyorduk Paşam...

    Atatürk bu hatırasını anlatırken;
    - Hayatımda cevap veremediğim yegane insan, bu aksakallı ihtiyar olmuştur...der dururdu...

  4. #3
    tezcalitpoka'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jun 2006
    Yaş
    32
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    1 Yıldır Üyeyim6 Aydır Üyeyim1 Aydır Üyeyimiuforum'a Hoşgeldin!1.000 GP'ım var.

    Varsayılan ATATÜRK'ÜN ingiliz amirale cevabı


    Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor.

    Kollarında ve omuzlarındaki işaretlerden amiral rütbesinde olduğu anlaşılan
    ıngiliz Donanması Komutanı, Hükümet Konağı'nın kapısından girerek Mustafa
    Kemal Paşa'nın odasına doğruldu.Nazik , fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen
    Eşref önüne çıkıp ne istediğini sorunca:

    -Başkomutan Mustafa Kemal Pasa ile görüşmek istiyorum!.. dedi.

    .Birlikte odaya girdiler kapı kapandı. Amiral önce:

    -Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle
    kutlarım. Çanakkale'deki basarinizi rastlantıya borçlu olmadığınız,
    kanıtlanmış oldu.Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum. Amiral bir süre
    sonra konuya girmiş:

    -Ülkenin kontrolünüz altında bulunan bölümünde bizim tebamız ve sizin
    azınlıklarınızdan Ermeniler, Rumlar var.Yeni askeri yönetim altında bu
    insanların statüsü nedir? güvende midirler?..

    -Hiç kuskunuz olmasın Amiral!..Türkiye'deki bütün insanlar gibi tebanız ve
    sözünü ettiğiniz azınlıklar da TBMM Hükümeti'nin eşit koruması altındadır.
    Suç islemeyenler, kendilerini bu memlekette benim kadar güvende
    sayabilirler.

    -Suç isleyenler?

    -Suç isleyenler Sayın Amiral, dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de
    adaletin huzuruna çıkarlar...Suçlu iseler, cezalarını elbette
    çekeceklerdir...

    -Fakat Paşa Hazretleri,fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret
    alan Rumların bazıları, şımarıklıklar yapmış olabilir. Bugün bu insanlar
    yerli halkın düşmanlığı ile yüzyüzedirler. Ermeniler için de başka açıdan
    aynı şeyleri söyleyebilirim. Biliyorsunuz, arkadaşlarının büyük bir bölümü
    göçe zorlandı ve önemlice bir bolumu de hayatlarını kaybettiler. Bu ruh
    tedirginliği içinde Yunan ordusu ile işbirliği yapmış, bazı Türklere zor
    günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır.
    Bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kimseler, halkın husumetine
    bırakılacak olursa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır!

    Son cümleye kadar Amiral'i gülümseyerek dinleyen Mustafa Kemal Pasa,
    'dünyanın koparacağı gürültü ile' kendini tehdide girişince, sözünü bıçak
    gibi kesmiş:

    -şu "Efendi Devlet" rolünü bir kenara koyunuz Amiral! Milletleri de tehdit
    etmekten vazgeçiniz! ıngiltere ve müttefiklerinin kıyameti koparıp
    koparmayacağını düşünmem! Bunlar memleketimin iç işleridir; kimsenin bu
    islere karışmasına müsaade etmem! Majestelerinin devleti memleketimizin
    azınlıkları ile uğraşmaktan vazgeçsinler! ..Kim bize saygı beslemezse,
    bizden saygı beklemeye hakki olmaz!..

    Amiralin benzi kül gibi olmuş:

    -ıngiltere Hükümeti'nin tebasını her yerde koruma hakki, devletler hukuku
    teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve
    Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu
    güvenliği sağlayacak güçteyiz...

    ışte o zaman Mustafa Kemal Paşa'nın tepesi iyice atmış:

    -Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen leşlerini herhalde görmüş
    olmalısınız! Türk ordusu asayişi sağlayacak güçte olduğu gibi, limanı (o
    donemde ıngiliz donanması ızmir limanında bulunmaktaydı) boşaltacak güçtedir
    de... ısterseniz, Türk'e ihanet eden tebanızın ve azınlıklarınızın adaletten
    kaçan sefillerini geminize doldurabilirsiniz!.. Donanmanızın da en kısa
    zamanda limanı terk etmesini istiyorum!

    Mustafa Kemal Paşa'nın cümleleri, art arda Osmanlı tokatları gibi Amiralin
    yüzünde şakladıkça, Amiral ne yapacağını şaşırmış ve en sonunda:


    -ıngiltere'ye savaş mı açıyorsunuz? demiş.

    ışte Paşa burada son sözünü söylemiş:

    - savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr Antlaşması'nın hala yürürlükte olduğunu mu
    sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırttık... Karşımda oturuşunuzu, sizi konuk
    saymama borçlusunuz! Fakat görüyorum ki, nezaketimizi kötüye kullanmak
    eğiliminiz var... Buna müsaade edemem. Bizim gözümüzde "barış antlaşması
    yapmamış" iki devletiz. savaş hukuku yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal
    karasularımızdan çekmenizi size ihtar ediyorum!

    Bir balmumu heykeline dönmüş Amiral..... gerine gerine girdiği Mustafa Kemal
    Paşa'nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçülmüş ve sonunda
    kekeleyerek:



    -Afedersiniz!.. demiş ve yerlere kadar eğilerek geri geri kapiya gidip
    dışarı çıkmış.

    .Ruşen Eşref hem düşünceli hem de gülüyordu:

    -Pasa, Amirali anasından doğduğuna pişman etti. "Kendisinin Türk
    topraklarında bir savaşçı olarak
    bulunduğunu "Paşa'dan öğrendiği zaman sapsarı kesildi... Tutuklanacağını,
    tutsak edileceğini sandı. ınce dudaklarını ısırıyor, parmaklarını birbirine
    kenetlemiş titriyordu. Karşısında Babıali Paşası bulacağını sanıyordu
    herhalde...

    "ıngiltere devletini kendi devletine eşit gören "bir Paşa ile karsılaştığı
    için, ihtiyatsızlık edip karaya çıktığına kim bilir nasıl lanet etmiştir...

    Aradan bir saat geçti gecmedi... ıngiliz gemisinden bir müfreze ve bir
    teğmen çıktı. Amiralden - devleti adına- bir ültimatom getiriyordu,
    Başkomutan'a kendi eliyle verecekti. Paşa'ya bildirdim; "Gelsin" dedi.
    Teğmeni içeri aldım. Ruşen Eşref tercümanlık yapıyordu.ıngiliz çakı gibi bir
    Teğmendi. Paşa'nın karşısında gösterişli bir selam verdi ve Ruşen Eşref
    aracılığıyla ültimatomu Paşa'ya ulaştırdı.

    Paşa: -Peki Teğmen! Hükümetimiz ültimatomunuzu inceler ve hükümetinize
    gereken karşılığı
    verir.Siz geminize dönebilirsiniz...

    Teğmen önce dışarı çıkacakmış gibi bir hareket yaptı, sonra da Ruşen Eşref'e
    donup:

    -Başkomutan ellerini öpmeme müsaade buyururlar mi?

    Ruşen Eşref, teğmenin dileğini Paşa'ya söyledi, Pasa:

    -Nereden icap etmiş sor bakalım!.. dedi.

    Teğmen:

    -Asker olarak zaferlerine, insan olarak kendisine hayranım...
    Lütfetsinler...

    Teğmen Paşa'nın elini öptü, Paşa da Teğmenin yanağını okşadı. Odayı
    boşalttık. Az sonra Ruşen Eşref'i çağırdı:

    -Metni okudunuz mu? Ne istiyorlar?..

    -Paşam Amiral ile görüştüklerinizin yazı ile de pekiştirilmesi isteniyor.

    -Öyleyse Halide Hanım'ı (Edip Adıvar) bulunuz, hemen tercümesini yapsın ve
    metin olarak bana getirsin... Öte yandan bir kopyasını şifre ile Dışişleri
    Bakanlığına gönderin gerekeni yapsınlar... Durumu, ordu komutanı Nurettin
    Paşa'ya da bildiriniz. Gerekiyorsa benimle temas etsin........

    Olay kısa bir süre içinde şehirde duyulmuştu...

    ıngiliz ve Fransızlar, kendi devletlerinin uyruğunda olanları gemilere
    bindirmeye başlamışlardı. Nitekim birkaç saat sonra da sessizce çekilip
    gittiler...

  5. tezcalitpoka Tarafından Yapılmış Olan Bu Paylaşıma Teşekkür Ederiz.

    bigo (29-10-2007)

  6. #4
    dilil'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    May 2006
    Cinsiyet:

    Eczacılık Fakültesi
    Genç Puan Başarılar:
    1 Yıldır Üyeyim6 Aydır Üyeyim1 Aydır Üyeyimiuforum'a Hoşgeldin!1.000 GP'ım var.

    Varsayılan


    "ıtalyan büyükelçisi bir gün atanın huzuruna çıkar,görevi ise italyan hükümetinin isteğini ataya iletmektir.Bu istek de italyanın hatayı istemesidir.Evet,italyan büyükelçisi ataya italyanların bu isteğini iletir.
    Daha sonra yüce Atatürk elçiye birşeyler daha ikram ettikten sonra odadan ayrılır ve bir müddet sonra maraşel uniformasını giyerekten odaya gelir ve Fevzi Paşa ya bir telefon eder.
    Ata Fevzi Paşa ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından elçiye döner ve:

    "Biz hazırız,gelin alın!" der.

  7. dilil Tarafından Yapılmış Olan Bu Paylaşıma Teşekkür Ederiz.

    bigo (29-10-2007)

  8. #5
    dilil'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    May 2006
    Cinsiyet:

    Eczacılık Fakültesi
    Genç Puan Başarılar:
    1 Yıldır Üyeyim6 Aydır Üyeyim1 Aydır Üyeyimiuforum'a Hoşgeldin!1.000 GP'ım var.

    Varsayılan



  9. dilil Tarafından Yapılmış Olan Bu Paylaşıma Teşekkür Ederiz.

    bigo (29-10-2007)

  10. #6
    kagemusha'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jul 2006
    Yaş
    25
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    2 Yıldır Üyeyim1 Yıldır Üyeyim6 Aydır Üyeyim1 Aydır Üyeyimiuforum'a Hoşgeldin!

    Varsayılan


    çok güzel bir tavır. bir Türke yakışır mahiyette.

  11. #7
    capslock'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jul 2006
    Yaş
    30
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    1 Yıldır Üyeyim6 Aydır Üyeyim1 Aydır Üyeyimiuforum'a Hoşgeldin!1.000 GP'ım var.

    Varsayılan


    mılletını ve ulkesını bu kadar cok seven ,cok zekı bı ınsan

  12. #8
    Ruz
    Ruz isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
    Dondurulmuş Üyelik Ruz'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    May 2006
    Cinsiyet:

    Teknik Bilimler Meslek YO
    Genç Puan Başarılar:
    10.000 GP'ım var.100 Konum Var500 Mesajım Var1000 Mesajım Var1.000 GP'ım var.

    Varsayılan


    Çok güzel anektodlar teşekkürler...

  13. #9
    Dan Fan Kulüp Üyesi bitirim'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Mar 2006
    Yaş
    25
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    1 Yıldır Üyeyim6 Aydır Üyeyim1 Aydır Üyeyimiuforum'a Hoşgeldin!1.000 GP'ım var.

    Varsayılan


    lafı gediğine oturtmuş valla... ::

  14. #10
    select'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet:

    Teknik Bilimler Meslek YO
    Genç Puan Başarılar:
    1 Yıldır Üyeyim6 Aydır Üyeyim1 Aydır Üyeyimiuforum'a Hoşgeldin!1.000 GP'ım var.

    Varsayılan


    arkadaşlar bunları tekrar sizden duymak bize gurur verdi.paylaşımlar için tek tek teşekkür ederim.

  15. #11
    sultan sencer'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    100 Konum Var500 Mesajım Var1000 Mesajım Var1500 Mesajım Variuforum'a Hoşgeldin!

    Varsayılan "Vatan elden giderse evladın ne önemi kalır?"


    "Vatan elden giderse evladın ne önemi kalır?"



    Atatürk, Kurtuluş Savaşı için Anadolu’ya geçtikten ve Erzurum Kongresi’ni yaptıktan sonra Sivas’a dönmüş, orada ikinci kongreyi açmıştı. Bu sırada lise binasında yatıyor; toplantılar yapıyordu. En basit ihtiyaçlarını bile temin edecek halde değildi; bazı geceler sabahlara kadar küçük petrol lambasının cılız ışığında çalışıyordu.

    Bir aralık lise binasına baskın yapılacağı ve Atatürk’ün yakalanıp asılacağı hakkında şehirde haberler dolaşmaya başladı.

    Atatürk’ün hizmetini basit fakat temiz ruhlu, fedakar bir Türk genci yapıyordu. Bu delikanlının babası gizli ve sık sık geliyor; oğluna:

    - Etme, eyleme; evine dön; bugün yarın şehir basılacak; Mustafa Kemal ve arkadaşları yakalanacak. Onlar her şeyi göze almışlar; sen aileni düşün, diyordu.

    Atatürk bu geliş gidişin farkına vardı; bir gün delikanlıyı yanına çağırdı ve sordu:

    - Sık sık sana gelen kimdir?

    - Babam!...

    - Ne istiyor?

    Delikanlı her şeyi anlattı. O zaman Atatürk, ona doğru biraz daha ilerledi; elini omuzuna koydu ve dedi ki:

    - Hizmetinden memnunum, fakat baba hakkı büyüktür. Madem ki razı olmuyor, git! Git, fakat babana söyle ki, vatan elden giderse evladın ne önemi kalır?

  16. #12
    sultan sencer'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    100 Konum Var500 Mesajım Var1000 Mesajım Var1500 Mesajım Variuforum'a Hoşgeldin!

    Varsayılan "tÜrk, Kendı DÜşer, Kendı Kalkar!"


    Fransızlarla Hatay meselesine dair anlaşma yapıldığı günlerden biriydi. Hatay’dan dönüşünde Eskişehir’de kaldı. şereflerine Orduevi’nde bir şölen verildi. şölende Eskişehirli bir genç aradı ve buldu. Ona Fransa hakkında bir şeyler yazdırdı ve okuttu. Bunda Fransızların savaşacak durumda olmadıklarından bahsediliyordu. Son derece neşeli ve heyecanlıydı. Yani, içildi. Milli oyunlara başlandı. Ata’mız bir arlık büsbütün coştu. Zeybek havasına kendisini kaptırdı. Atağa kalkarak oynamaya başladı. Coşkunluğu o dereceyi bulmuştu. Dizini yere vururken bir aralık sendeledi. Halk, onu kucaklayıp kaldırmak istedi. ışaretle onları durdurdu. Ve:

    - Türk, kendi düşer, kendi kalkar!... diyerek, çevik bir hareketle yerinden fırladı.

  17. #13
    sultan sencer'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    100 Konum Var500 Mesajım Var1000 Mesajım Var1500 Mesajım Variuforum'a Hoşgeldin!

    Varsayılan AtatÜrk Ve Baba Kavrami


    Diyarbakır’da paşa kumandandı. Ben de emir subayı idim. Babam, Paşa’nın içtiğini duymuştu. ızinden dönerken bana:

    - Bir damla bile içersen hakkımı helal etmem, dedi. Döndüm. Karargaha vardığım akşam Mustafa kemal Paşa yakın subaylarıyla sofrada oturmuş içiyordu. Bana da bir kadeh koydular. Ben içer gibi yapıp vakit geçiriyordum. O vakit baş yaveri olan Cevat Abbas, usulca Paşa’ya eğildi:

    - Paşam, Nesip içmiyor, atlatıyor, dedi.

    O vakit Mustafa Kemal bana döndü kadehini kaldırdı:

    - Nesip şerefine, dedi.

    Ben kıpkırmızı olmuştum. Paşa sordu:

    - Ne o bir mazeretin mi var?

    - Paşam diye cevap verdim. Sizin için canımı feda ederim, yalnız buraya gelmeden babam bana içki içmemem için yemin ettirdi de tereddüdüm odur.

    Mustafa kemal o vakit:

    - Bırak kadehi öyleyse, dedi. Babanın emri, benim emrimden üstündür. Seni taktir ettim. Babasına hayrı olmayanın, kimseye hayrı olmaz.

    Mehmet Nesip Himalay, Atatürk'ten Hatıralar

  18. #14
    sultan sencer'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    100 Konum Var500 Mesajım Var1000 Mesajım Var1500 Mesajım Variuforum'a Hoşgeldin!

    Varsayılan Ata'nin GÖzlerınden Yuvarlanan ıkı Damla Yaş


    Ak saçlı bir ninenin ağzından:

    "Yavrularım, siz bilmezsiniz, bir zamanlar 'köyümüze düşman geliyor!' dediler. Biz pılıyı pırtıyı toplayıp göçebeler gibi yola düştük. Sinan paşa ovasında bir köye yerleştik.

    Günler geçti. Bir gün düşman ansızın köye geldi. Artık gidecek başka bir yer olmadığından, düşman içinde kalmıştık. Bir sabah uyandığımız zaman uzaklardan top sesi geliyordu. 'Kurtulduk, kurtulduk!' diye sevince düştük. Tam bu sırada köyün öte başında dumanlarla beraber göklere alevler yükseldi. Köy yanıyordu. Her taraftan bağrışmalar geliyordu. Kimimiz yarı çıplak, kimimiz yarı yanmış, bir halde köyün koruluğunda yerleştik. Artık düşman da köyü terk etmişti.

    Biraz sonra atlılarımız, ellerinde al bayraklar olduğu halde, yel gibi yoldan geçtiler. Bağırdık, durmadılar. Hepimiz yollara dökülmüş ağlıyor, sızlıyorduk. Derken karşı yoldan bir toz bulutu yükseldi. Hepimiz gözlerimizi oraya diktik.

    Biraz sonra bir otomobil göründü. Ve yavaşlayarak yanımızda durdu. ıçinden altın gibi saçlı, kalpaklı bir adam fırladı. Durdu. Gözlerini perişan durumumuza döndürdü. Uzun uzun, derin derin baktı. Bu sırada biz yanındaki subaylara sokulduk. Onlarda onun gibi bakıyordu. Bir tanesini çekerek:

    - Bu adam kimdir? diye sorduk. Hafifçe:

    - Mustafa Kemal, dedi.

    O zaman hepimiz coştuk. Bu adı her zaman duyuyorduk.

    - Paşam, bizi kurtar, kurtar!.. diye bağırdık. Ayaklarına kapandık. O, hala dalgın dalgın, başı yerde düşünüyordu. Birden doğruldu. Sağ eli havadaydı:

    - Sizi bu şekle sokanlar cezalarını gördüler ve daha da görecekler!.. Diyerek elini şimşek gibi aşağıya indirdi ve o anda gözlerinden iki damla yaş yuvarlandı.

  19. sultan sencer Tarafından Yapılmış Olan Bu Paylaşıma Teşekkür Ederiz.

    bulutsuzgece (07-02-2007)

  20. #15
    sultan sencer'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    100 Konum Var500 Mesajım Var1000 Mesajım Var1500 Mesajım Variuforum'a Hoşgeldin!

    Varsayılan Atatürk ve yahudiller


    halkın yaşa varol ! nidaları arasında atatürk arabasından indi. alkışlar devam ediyor, o da halkın ortasında ilerliyordu. garip bir tesadüf ve talih eseri olarak atatürk bizim önümüze gelincehafif bir duraklama yaptı. halka bakıyor ve kalabalığı selamlıyordu. tam bu esnada yanımda bulunan ve biraz evvel fısıltı halinde, fakat hararetli konuşan yahudilerden biri, ileriye doğru yürüdü ve atanın önüne atıldı. muhafızlar mani olmak istediler. atatürk:

    - Bırakın gelsin, der.
    Musevi Atatürk'ün önünde ellerini açarak, yukarıya kaldırır.
    - Paşam bizi kovuyorlar, biz ne yapacağız?
    Atatürk, bu şekilde huzuruna çıkan adamın ne demek istediğini ve kim olduğunu anladığı halde yine sorar:

    - Sen kimsin ?
    - Ben Paşam, Çanakkale müsevilerinden Avram Palto.
    - Sizi kim kovuyor? Hükümet mi? Kanun mu ? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle.
    Musevi vatandaş duraklar, şaşalar. Bir müddet sonra kendini toparlayarak cevap verir :

    - Hayır Paşam, halk kovuyor.
    Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle bakarak gülümser ve :

    - Halk isterse beni de kovar !, der ve yürür.....


    kaynak: atatürkün nükteleri-fıkraları-hatıraları s. 68 hilmi yücebaş

  21. #16
    sultan sencer'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    100 Konum Var500 Mesajım Var1000 Mesajım Var1500 Mesajım Variuforum'a Hoşgeldin!

    Varsayılan Atatürk bizden biridir....


    Cumhuriyetin onikinci yılı için pankartlar hazırlanacaktı. Liste Atatürk'e sunulur.
    - "Atatürk bu milletin en yücesidir"
    - "Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı" gibileri vardı.
    Atatürk listeyi dikkatle gözden geçirir, bunları ve benzerlerini çizer. Hepsini yerine şunu yazar
    - "ATATÜRK BıZDEN BıRıDıR"



    kaynak: faliha rıfkı atay, her yönüyle insan atatürk

  22. #17
    sultan sencer'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    100 Konum Var500 Mesajım Var1000 Mesajım Var1500 Mesajım Variuforum'a Hoşgeldin!

    Varsayılan halk isterse beni de kovar!!!


    HALK ıSTERSE BENı DE KOVAR !

    1935 senesinde idi.Atatürk�ün Çanakkale�ye geleceği rivayetleri dolaşıyordu.
    O zamanlar dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi, memleketimizin de bazı bölgelerinde Yahudiler aleyhinde bir hareket ve ayaklanma baş göstermişti.bu hal karşısında bütün Museviler mallarını, mülklerini satarak yolculuğa hazırlanıyorlardı. Bunlar, o zaman rivayet olunduğuna göre Filistin�e gitmek istiyorlardı.
    ışte bu sıralarda "Atatürk Çanakkale�ye geliyor" dediler. Çok sevindim. Çünkü Atatürk�ü hiç görmemiştim.heyecanla Atatürk�ün geleceği Balıkesir caddesine dikildim. Bu esnada yanımda bulunan birkaç Yahudi�nin fısıltı ile pek hararetli olarak konuştuklarını gördüm. Alakadar olmağa vakit kalmadan karşıdan birkaç otomobil göründü."Atatürk geliyor" sözü yeniden ağızdan ağıza dolaştı. Halkın "yaşa, varol!" nidaları arasında Atatürk otomobilinden indi.alkışlar devam ediyor, o da halkın arasında ilerliyordu.garip bir tesadüf ve talih eseri olarak Atatürk bizim önümüze gelince hafif bir duraklama yaptı.halka bakıyor ve kalabalığı selamlıyordu. Tam bu esnada yanımda bulunan ve biraz evvel fısıltı halinde, fakat hareketli konuşan Yahudilerden biri, ileriye doğru yürüdü ve Ata'nın önüne atıldı. Muhafızlar mani olmak istedi. Atatürk:
    - Bırakın gelsin! dedi.
    Bu Musevi vatandaş, Atatürk'ün önünde ellerini açtı, omuzlarını yukarıya kaldırarak:
    - Paşam bizi kovuyorlar.biz ne yapacağız? dedi.
    Atatürk bu şekilde önüne atılan bu adamın ne demek istediğini ve kim olduğunu derhal anlamıştı.buna rağmen sordu:
    - Sen kimsin?
    - Ben paşam, Çanakkale Musevilerinden Avram Palto.
    - Sizi kim kovuyor? Hükümet mi? Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle? dedi.
    Bu Musevi vatandaş durakladı, şaşaladı.biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi:
    - Hayır paşam, halk kovuyor.
    Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle baktı, gülümsedi ve:
    - Halk isterse beni de kovar, dedi ve yürüdü.

    (Atatürk�ün Nükteleri, Fıkraları, Hatıraları, sh.68 )
    Son düzenleyen Selin; 02-11-2007 12:46.

  23. sultan sencer Tarafından Yapılmış Olan Bu Paylaşıma Teşekkür Ederiz.

    Söven (05-08-2007)

  24. #18
    sultan sencer'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Jun 2006
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    100 Konum Var500 Mesajım Var1000 Mesajım Var1500 Mesajım Variuforum'a Hoşgeldin!

    Varsayılan atatürk'ten dersler....


    20 haziran, 1933, Ankara Erkek Lisesi�nde :
    Büyük Mustafa Kemal, önce öğrenci ile öğretmenini karşı karşıya bırakmayı uygun görmüş ve sorunların o zamanki yöntemle öğretmenler tarafından sorulmasını istemişti. şimdi güzel soru bulmak ve güzel soru çıkartmak ne güçtü. Nitekim coğrafyacı arkadaşlarımızdan birinin şu sorusunu derhal kesmiş ve değiştirmişti.
    Öğretmen öğrenciye şöyle sormuştu :
    - ıtalya�nın memleketimiz hakkında istekleri nedir? Bize siyasetini anlatır mısın?
    Atatürk kaşlarını çatmış ve öğretmene sormuştu:
    - Bundan ne amaçlıyorsunuz? ıtalya�nın memleketimiz hakkında ne gibi istekleri vardır, bunu devlet başkanı olarak ben bilmiyorum siz açıklar mısınız?
    Öğretmen şaşırmış, sıkılmış ve karşılık vermişti:
    - Paşam, ıtalyanlar Antalya�yı almak istiyorlar, memleketimizde gözleri var da onları sormak istedim.
    - Bu öğrenci dışarı çıkıp da biz bize kaldığımız zaman, hepimize dönerek şöyle demişti :
    - Çocuklar başka memleketleri umacı olarak göstermeye hakkımız yoktur. Türk çocuğu, kendisine hiç bir milletin saldırmağa cesaret edemeyeceğini bir ruh güvenliği ile beslemelidir. Bilmelidir ki Türk milletine kimse ilişemez!

    Arıburnu, Age, s:201-202
    Son düzenleyen Selin; 02-11-2007 12:47.

  25. sultan sencer Tarafından Yapılmış Olan Bu Paylaşıma Teşekkür Ederiz.

    ergburak (04-02-2007)

  26. #19
    joey'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    26
    Cinsiyet:
    Genç Puan Başarılar:
    1 Yıldır Üyeyim6 Aydır Üyeyim1 Aydır Üyeyimiuforum'a Hoşgeldin!1.000 GP'ım var.

    Lightbulb Atamızın ilginç hatıraları


    Kurtdereli

    Atatürk, ünlü güreşçi Kurtdereli'ye ödül olarak 1000 liralık bir İş Bankası çeki veriyor. Altını Kemal Atatürk diye imzalıyor, zaten çeklerde resmi de var. Pehlivan çeki İş Bankası' na götürüyor; kendisine 1000 lirayı ödüyorlar. Muazzam bir para.

    Ama Kurtdereli hala bekliyor. "Ne bekliyorsun pehlivan?" diye sorduklarında çeki beklediğini söylüyor.
    "Parayı aldın, çek bizde kalacak" diyorlar.
    "O zaman alin 1000 liranızı, verin çekimi" diyor. "Onda Atatürk'ümün imzası var." Ve parayı iade edip Atatürk imzalı çeki sevgiyle cebine yerleştirerek gidiyor


    Bu milletvekilliği ayrıcalığını hiç beğenmedim


    Atatürk bir sabah florya’dan dolmabahçe sarayina dönüyor. Yesilköy istasyonunun önünden geçerken birdenbire otomobili durduruyor ve basyaver’e:
    - sorunuz, tren var mi? Diye emir veriyor.
    O sirada tren hemen hareket etmek üzeredir, hep birlikte otomobilden inip yanindakilerle trene biniyor. Karar ani verildigi ve tatbik edildigi için bu trene binis hemen kimsenin nazari dikkatini çekmiyor. Bir müddet sonra, her seyden habersiz olan kondüktör ata’nin bulundugu kompartimana geliyor. Kafileyi görünce çekilmek istiyor. Ata hemen sesleniyor;
    - vazifeni yap! (yanindakileri göstererek) bu efendilere niçin bilet sormuyorsun?
    Yanindakiler cevap verirler.
    - pasam biz mebusuz. Tren bileti almayiz. Parasiz seyehat ederiz.
    Ata hayretle:
    - bu imtiyazi hiç begenmedim, der. Çok ayip ve acayip bir kaide. Çok güzel halkçilik!








    Devlet imkanlarını amacına uygun kullanma

    Sivas kongresi sonrasi, heyeti temsiliye’nin Ankara’ya gelmesi kararlastirildiktan sonra Mustafa Kemal ve Hüseyin Rauf beraberlerindekilerle ankara’ya geldiklerinde keçiören yolu üzerindeki ziraat mektebi’ne misafir edilmislerdi. Daha sonra Mustafa Kemal Ankara istasyonundaki gar müdürlügü binasina yerlesti. Burasi hem evi, hem çalisma yeriydi.

    O tarihlerde ankara vilayetinin sehir merkezi kale ve onun hemen çevresi idi. Keçiören, Etlik, Dikmen, Ayranci’da bag evleri vardi. Bunlar arasinda Çankayada papazin bagi olarak adlandirilan iki katli ev Mustafa Kemal’e armagan edildi ve o da evi ordu’ya devrederek evin adi ordu köskü oldu. Iki katli binaya 1924’de ilaveler yapildi fakat bina isitilamiyor idi. Zafer, inkilaplar, cumhuriyet, dünyanin üzerimizde toplanan gözleri, Mustafa Kemal’in müstesna sahsiyeti, mütevazi de olsa yeni bir devlet baskanligi konutunu zorunlu kiliyordu.

    Mustafa Kemal yeri kendi seçti, kayalar düzenlendi, dis cephe pembe rengin hakimiyetinde, içerde yesilin her tonu ile ve planin esasi Mustafa Kemal’in olan yapi 1932’de tamamlandi ve ayni yilin haziran ayinda da tasinildi.
    Pembe köskün dösenmesi için bütçede pek mütevazi para vardi. Gazi, gerekli olani sahsi imkanlari ile karsilama karari aldi ve kendisine tavsiye edilen o günlerde beyoglu istiklal caddesinde bir türk’ün açtigi dekorasyon magazasi sahibi Selahattin Refik beyi ankara’ya davet etti. Binayi gezdirdi, arzularini açikladi ve kendisinden teklif istedi.

    Kisa süre sonra kendisine sunulan tasariyi inceledi, muhatabi konuyu gerçekten biliyordu ve anladi ki, kendisini taniyanlarca da uyarilmisti. Buna ragmen teklifleri hazirlayanlari kirmadan ülkenin mütevazi imkanlarini izah edebilmis olmanin rahatligi içinde feragatlar istedi. O sirada ata’nin yaninda olan Ankara belediye baskani asaf İlbay bey Ata’nin su açiklamasini kaydeder.
    “biliyorsunuz burasi cumhurbaskanligi köskü... Mülkiyeti devletin... Benden sonra buraya meclisin veya belki milletin dogrudan seçecegi zatlar gelecek. Bu esyalarin parasini benim sahsen verdigimi sizler biliyorsunuz ama, yarin bunu bilmeyenler içinde yanlis hükümler veren olmaz mi? Memlekete en zaruri hizmetlerin yapilamadigi bütçe darligi içinde israf yapildigini düsünenler bulunmaz mi? Bir endisem de karar mevkinde olanlarin sahsi arzularini devlete yükleme mevzuunda beni emsal göstermelidir. Bunu hiç istemem.”
    Sonra Selahattin Refik bey’e döner:
    “sahsi imkanlarin olsa bile, böyle mekânlara asgari masraflarla rahat ve zevkli tefrisi tercih etme tercihindeyim. Beni anliyorsunuz zannederim.” Der.
    Cemal Kutay, Atatürk olmasaydi





    Bayrağa saygı

    Atatürk bu engin insanlik duygusu ile milletlerin istiklali prensibine olan gönülden saygi ve bagliligini izmir’e girdigi sirada da göstermisti... O’na İzmir’de Karsiyaka’da bir ev hazirlanmisti ki, bu evde isgal esnasinda Yunan krali Konstantin’de kalmisti... Evin sahibinin oglu ile hazirlikta çalisanlarin bazi yakin akrabasi Yunanistan’da esir bulunuyorlardi; isgal esnasinda, bütün Türkler gibi çok izdirap çekmislerdi; içlerinden yaraliydilar ve yunanlilardan öç almak atesiyle yanip tutusuyorlardi. Bu duygularin etkisi altinda evin dis merdiveninin üzerine, muzaffer baskomuta’ninin basip geçmesi için, ipek bir düsman bayragi sermislerdi...
    Atatürk yere serili bayragin önünde durmustu; etrafinda bulunan kadin-erkek izmirliler, kendisini içeriye girmeye davet ediyor, gözleri yaslarla dolu:
    “buyurunuz, geçiniz, bizim öcümüzü yerine getiriniz. Yabanci kral bu evden içeri, bizim bayragimiza basarak girmisti; siz lütfedin, bu karsilikla o lekeyi silin. Burasi bizim sehrimizdir, bu ev sizin evinizdir, bu hak sizindir” diye yalvariyorlardi.
    Hiçbir durumda benligini ve sagduyusunu kaybetmeyen civanmert insan; kendilerine en tatli bakis ve sesi ile:
    “o, geçmiste hata etmis; bir milletin iskitlalinin timsali olan bayrak çignenmez, ben onun hatasini tekrar edemem,” cevabini vermisti ve ancak bayragi yerden kaldirttiktan sonra beyaz mermerlere basarak içeri girmisti...

    Soyak, Hasan Rıza; Atatürk’ten hatiralar, s. 136



    Cumhuriyet


    Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa’ya gidiyordu. Kalabalik bir halk kitlesi iskelede etrafini çevirmis bulunmakta idi. Bir kadinin, elinde bir kagitla Atatürk’e yaklastigi görüldü. Ihtiyar, zayif bir kadindi. Ata’nin yolunu keserek titrek bir sesle:
    - beni tanidin mi ogul? Dedi. Ben sizin Selanik’te komsunuzdum. Bir oglum var; devlet demiryollarina girmek istiyor. Siz onu alsinlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oglumu yine ise almamis..ne olur bir kere de siz söyleseniz.
    Atatürk’ün çelik bakisli gözleri samimiyetle parladi... Elleriyle genis jestler yaparak ve yüksek sesle :
    - oglunu almadilar mi? Dedi. Ben tavsiye ettigim halde mi almalidar? Ne kadar iyi olmus... Çok iyi yapmislar... Iste Cumhuriyet böyle anlasilacak...
    Kadin kalabaligin içinde kaybolmustu. Ve Atatürk adeta vecd (çosku) dolu bir sesle:
    - iste Cumhuriyetten bekledigimiz netice... Diyordu.

    Köymen, Hulusi; Atatürk’ü anmak kitabindan, s. 260



    Atatürk'e bir köylünün cevabı


    Tarihimiz sayisiz savaslarla doludur. Biz bu savaslardan baskaldirip ne memleketi imar edebilmisiz, ne de kendimiz refaha kavusmusuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuzda oldugu kadar düsmanlarimizdadir da. Çünkü basta moskoflar olmak üzere düsmanlarimiz hep söyle düsünürlerdi :

    - Türklere rahat vermemeli ki, baska sahalarda ilerleyemesinler...

    Bunun için de sik sik basimiza belalar çikarirlar, savaslar açarlar, Balkan milletlerini istiklal diye kiskirtirlardi.

    Biz böyle durmadan savasirken de o zamanlar askere alinmayan gayri müslimler durmadan zenginlesirlerdi.

    Onlarin neden zengin, bizim neden fakir kaldigimizi bir köylü, Atatürk'e verdigi kisa bir cevap ile gayet veciz olarak izah etmistir.

    Atatürk, mMersin'e yaptigi seyahatlerden birinde, sehirde gördügü büyük binalari isaret ederek sormus :

    - bu kösk kimin ?
    - kirkor'un...
    - ya su koca bina ?
    - yargo'nun
    - ya su ?
    - salomon'un...
    Atatürk biraz sinirlenerek sormus :

    - onlar bu binalari yaparken ya siz nerede idiniz ? Toplananlarin arkalarindan bir köylünün sesi duyulur :

    - biz mi nerede idik ? Biz Yemen'de, Tuna boylarinda, Balkanlarda Arnavutluk daglarinda, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savasiyorduk pasam...

    Atatürk bu hatirasini naklederken :

    - hayatimda cevap veremedigim yegane insan bu ak sakalli ihtiyar olmustur, der dururdu.

    Atatürk'ün nükteleri-fikralari-hatiralari, sh 18

  27. joey Tarafından Yapılmış Olan Bu Paylaşıma Teşekkür Ederiz:

    anhedoniac (30-12-2006), ergburak (04-02-2007)

  28. #20
    Angelic'ın Avatarı
    Bilgiler
    Üyelik Tarihi
    Nov 2005
    Yaş
    25
    Cinsiyet:

    Sosyal Bilimler Enstitüsü
    Genç Puan Başarılar:
    10.000 GP'ım var.100 Konum Var500 Mesajım Var1000 Mesajım Var1.000 GP'ım var.

    Varsayılan Mustafa Kemal Paşa ve Bir Yaşlı Nine


    Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına
    rasladık. Atatürk attan inerek bu ihiyar kadının yanına sokuldu.

    - Merhaba nine

    Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;

    - Merhaba dedi.

    - Nereden gelip nereye gidiyorsun? Kadın şöyle bir duralayıp,

    - Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?

    Paşa gülümsedi.

    - Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin
    malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip
    nereye gittiğini söyleyecek misin? Kadın başını salladı.

    - Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç
    bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana
    bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.

    - Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?

    - Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da.... Benim iki oğlum
    gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez
    görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi
    Paşa. Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı
    Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan
    belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.

    - Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadını birden yüzü
    sertleşti.

    - Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim
    vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını
    onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi
    istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun
    sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol
    paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen
    efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı
    bulacağım yeri deyiver. Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok
    duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek,

    - Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır... Benim köylüm,
    benim vefalı Türk anamdır bu. Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum
    anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni
    buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.

    Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere
    fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi
    de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul
    gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın
    ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket
    çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e
    uzattı;

    - Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana
    hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.

    Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi.

    Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;

    "Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün.
    Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun."

    Alıntıdır.

  29. Angelic Tarafından Yapılmış Olan Bu Paylaşıma Teşekkür Ederiz:

    anhedoniac (05-01-2007), Caner (16-02-2008), çağrı uysal (08-02-2007), ergburak (04-02-2007), nektar (23-11-2007), Takejiro (06-01-2007), UtkU (06-01-2007)

Sayfa 1 / 3 123 SonSon

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 kullanıcı başlığı inceliyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)

Gönderim Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklentileri göremezsiniz.
  • Mesajını düzenleyemezsin
  •  

Dost Siteler:     Silivri    Sözlük    Amatör Şiirler    Şarkı Sözleri    Online Video İzle    DivX Ağı    Parıltı Derneği

Dost Üniversiteler:    AÖF İngilizce Öğretmenliği    Doğu Akdeniz Üniversitesi   


Google PageRank Checker