Yazar Emin Karaca Atatürk’ün vefat ettiği dönemde öğretmenlik yapan bir kişiye dayanarak, Atatürk’ün 09.05 geçe vefat etmediği iddiasında bulundu. Asıl önemli iddia ise cenaze töreniyle ilgili. Barbuni.com’da yer alan iddiaya göre; Atatürk’ün naaşının Dolmabahçe’den alınması esnasında izdiham çıktı ve 11 kişi hayatını kaybetti.
Günlerdir bu acı haberin verileceği anı bekliyorduk millet olarak… Ara ara Anadolu Ajansı kaynaklı haberlerden, başucundaki hekimlerin verdiği, içinde bol tıbbi terimlerin geçtiği raporları takip ediyorduk. Artık dönülmez bir yolda yürüdüğünü az-çok seziyorduk. Radyo pek yaygın olmadığından (benim evimde yoktu mesela) gazeteden takip etmeye çalışıyorduk sağlık haberlerini…
8 İkinciteşrin (Kasım) 1938 Salı gecesinden beri bir fısıltı halinde kulaktan kulağa haberler dolaşıyordu, bu gece ölmüş diye… Ama resmi bir açıklama yapılmıyordu. 10 Kasım Perşembe sabahı, öğretmenlik yaptığım Üsküdar’daki okula giderken aldığım Cumhuriyet gazetesinin kapkara başlığını görüp, “Atatürkümüzü kaybettik” manşetine göz atınca, salı gecesinden beri, iki gündür dolaşan fısıltının doğru olduğunu anlamıştım. Gazeteye dikkatlice bakıp okumaya çalışırken, bir tuhaflık dikkatimi çekti.
Yine kapkara bir çevrenin içinde, mareşal üniformalı resminin altındaki, üç satırlık şu haberi okudum önce:
“İstanbul 10 (A.A.) Atatürk’ün müdavi ve müşavir tabipleri tarafından verilen rapor suretidir: Reisicumhur Atatürk’ün umumi hallerindeki vehamet dün gece saat 24’te neşredilen tebliğden sonra her an artarak bugün, 10 İkinciteşrin 1938 Perşembe sabahı saat 9’u 5 geçe Büyük Şefimiz derin koma içinde terki hayat etmişlerdir.”
Sonra gayrı ihtiyari, sağ elim yelek cebimdeki Serkisof saate gitti, 00.08’i gösteriyordu. Oysa ki günlerden 10 İkinciteşrin Perşembe’yi yaşıyorduk ama, saat henüz daha değil 5 geçe 00.09 bile değildi.
Gazeteyi çantama soktum, devlet yöneticilerimiz, demek ki “Atatürkümüz”ün ölümünün 10 İkinciteşrin (Kasım) 1938 Perşembe günü saat 00.09’u 5 geçe olduğunun millete duyurulmasına karar vermişlerdi…
Derse girmeden önce gazetenin öteki sayfalarına şöyle bir göz atayım, dedim. İkinci sayfayı çevirdim. Yukarıda düşündüğüm nokta, daha somut bir şekilde gözümün önündeydi.
Sol başta, çift sütunda çerçeveli, Cumhuriyet’in devamlı fıkra yazarlarından Peyami Safa’nın “Atatürkümüz” başlıklı yazısı vardı. “Türk’e ait her şeyin içinde o vardı.” cümlesiyle başlıyordu, Atatürk’ün ölümünü ele alıyordu. Oysa ki saat daha 00.08’i çeyrek geçiyordu.
Bunun yanında gene çift sütuna, önemli ediplerimizden İbrahim Alaeddin Bey’in “Atamızı Tavaf” başlıklı ağıt-şiiri konulmuştu. Oysa ki, saat daha 00.08’i 20 geçiyordu.
Bunun da yanında, sağda çift sütuna gazetenin devamlı fıkra yazarlarından Abidin Daver Bey’in “O Yaşıyor” başlıklı yazısı konulmuştu. Oysa ki saat daha şimdi 08.30 olmuştu.
Neyse, şöyle ya da böyle O’nu kaybetmiştik.
Benim büluğ çağıma denk gelen; 1919-1923 Kurtuluş Hareketi’mizi zafere ulaştıran, her başarısı, her ileri adımıyla bizi gururlandıran O’nun, 29 Teşrinievvel 1923’te Cumhuriyet’i ilan etmesi, göğsümü kabartmıştı.
O’nun her ileri dev hamle yıllarında Muallim Mektebi’nde öğrenci idim.
O’nun kurduğu Cumhuriyet’in onuncu yılında artık öğretmenlik yapmaya başlamıştım bu okulda…
Hastalığının kamuoyuna duyuruluşundan beri, o mukadder akıbet gelip çattığında, sanki kendi babasını kaybeden bir öksüz gibi olacağımı hissediyordum.
Sadece İstanbul değil bütün Türkiye O’na ağlamaya başladık bu perşembe sabahından itibaren… Aziz naaşını Dolmabahçe’de katafalka koydular. Günlerdir yüz binlerce insan, göz yaşları içinde katafalkın önünden geçiyordu…
Bir hafta sonra Perşembe akşamı ben de Dolmabahçe önündeki kalabalığa katıldım. Mahşeri kalabalığın içinde yürürken; basından takip ederken belleğime kazınmış siması, sesi ve Saray’daki yaşamı gözümün önüne geldi.
Biraz sonra önünden geçeceğim katafalkın konulduğu salonun avizeleri artık yanmıyordu. Sofrası dağılmıştı, altın başı, sesi, içinde mavi ufuklar yanan gözleri kapanmıştı.

Cumhuriyet Gazetesi, 1938.
Birden bire mahşeri kalabalığın önlerinden çığlıklar yükselmeye başladı, insanlar kaçabildikleri kadar sağa sola ve geriye dağılmaya çalışıyorlardı. Haliyle katafalkın önünden geçemeden ayrılmak zorunda kaldım Dolmabahçe’den.
Sonucu iki gün sonra, 19 İkinciteşrin 1938 Cumartesi günkü Cumhuriyet gazetesinden öğrendim: “Müessif bir hadise. Dolmabahçe önünde bir izdiham neticesinde on bir kişi öldü. Bu nevi kazalara sebebiyet verilmemesi için halkımızı zabıta kuvvetlerinin vesayasına harfiyen riayete davet ediyoruz.”