‘SUÇ’A İTİLEN ÇOCUKLARA ÖĞRETMENLER ELLERİNİ UZATTI



Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde ‘Tedbir Birimi’ adı altında bir araya gelen öğretmenler, sokakta çalıştırılan, ‘suç’a sürüklenen çocukları eğitim kurumuna kaydederek ‘yaşama’ kazandırmayı amaçlıyor
‘Tedbir Birimi’nde görevli öğretmen Kader
Cizreli, “Çünkü suça sürüklenmenin asıl nedeni içinde bulundukları ekonomik istismar. Ekonomik destek, sağlandığında, tam anlamıyla caydırıcılık özelliğine sahip olacak” diyor

AYSEL KILIÇ

Zorunlu göçün nüfus patlamasına yol açtığı Diyarbakır'da, yaşamın bütün yükü küçük bedenlerin omuzlarına bindiriliyor. Sıcak yataktan, sıcak çorbadan yoksun bırakılan çocuklar sokaklara mahkûm ediliyor. ''Çocukça düşleri” bir tarafa bırakıp ekmek telaşına düşen bu çocuklar çeşitli suçlara sürükleniyor. Yeterli yatırımın yapılmadığı bölgede, eğitim hakları da ellerinden alınan bu çocukların hayatı mahkeme başkanlarının iki dudağı arasından çıkacak kararlara bağlı.
Diyarbakır'da dört öğretmen, çocukları suç ve cezalardan kurtarmak umuduyla bir çalışmanın içerisinde yer aldı. İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan ‘Tedbir Birimi’ adı altında bir araya gelen öğretmenler, çocuklara ellerini uzatıyor. Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan 'Tedbir Birimi'nde görevli öğretmenlerden Kader Cizreli ile konuştuk.

»Milli Eğitim bünyesinde başlattığınız çalışmaları anlatır mısınız? Tedbir Birimi’nin amacı nedir?
Ben ve üç meslektaşım mart ayı itibariyle Diyarbakır İl Milli Eğitim bünyesinde oluşturulan ‘Tedbir Birimi’ adı altındaki büroda çalışmaya başladık. Daha önce mahkemeler tarafından çocuk koruma kanununa göre verilen koruyucu ve destekleyici olarak nitelendirilen danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık, barınma gibi tedbir kararlarının uygulanması için okullarda bulunan psikolojik danışmanlar görevlendirilirken bu birimin açılmasıyla birlikte, Diyarbakır ilinde ve ilçelerinde bulunan bütün dosyalar birimimize aktarıldı ve uygulanacak olan tüm bu tedbirler tarafımızca uygulamaya konuldu.
Bize ulaşan dosyalarda genel olarak eğitim tedbir kararları var, çünkü bu karar Milli Eğitim Bakanlığı'na veriliyor. Dosyalar çok az sayıda da danışmanlık tedbir kararlarını içeriyor. Biz de eğitim tedbir kararı kapsamında suça sürüklenen, sokakta çalıştırılan, hiç okula gönderilmeyen çocukları bir eğitim kurumuna veya bir meslek-sanat edinme kursuna kaydederek cezanın yaptırıma dönüşmesinin önüne geçiyoruz. Böylece bu çocukların yeniden kazanılmasını sağlıyoruz.

»Suça sürüklenen çocukların dosyalarını inceleme olanağınız oldu. Bu dosyalara göre, bölge ya da Diyarbakırlı çocukların en büyük sorunu ne? Çocuklar daha çok hangi suçlara yöneliyor?
Elimizdeki dosyaları incelediğimizde temel sorunun ekonomik nedenler olduğunu tespit ettik. Zorunlu göç dolayısıyla büyük bir nüfus yoğunluğu yaşayan ve sanayisi olmayan Diyarbakır, bu durumu doğal olarak kaldıramadı. Yaşanan bu yoğunluk, insanların daha çok da çocukların sokakla bağlantılı bir yaşama sürüklenmelerine neden oldu. Bu çocuklar her anlamda suiistimale açık bir alanın ortasında kaldı. Dolayısıyla en fazla hırsızlık, kapkaç suçlarına yönelme oluyor. Bunun yanı sıra kız çocuklarının fuhuşa sürüklenmesi söz konusu. Kabul edilmesi güç olsa da, yaşanan zorunlu göç süreci ve sonrası bu çocukları mağdur iken mağdur eden konumuna getirdi.

»Yerel mahkemelerce sürdürülen bu davalar nasıl sonuçlanıyor. Mahkeme kararlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çoğunlukla çocuk mahkemeleri tarafından verilen bu kararlar, koruyucu ve destekleyici tedbirlerle sonuçlanıyor. Ekip olarak bu kararların bütünüyle hayata geçirilmesiyle, bu çocukların topluma kazandırılması anlamında büyük adımlar atıldığını düşünüyoruz. Ancak; bazı mahkeme kararlarının verilişinde suça sürüklenen çocuğun, Sosyal İnceleme Raporu’nun uzmanlarca yeterince araştırılmadan hazırlanması yanlış veya eksik tedbir kararlarının alınmasına neden oluyor. Örneğin; 7 yaşında henüz okuma yazma bilmeyen çocuğa meslek edinme tedbiri kararının verilmesi gibi.

»Verilen mahkeme kararları, “caydırıcı” nitelik taşıyor mu? Neden?
Tek başına bu kararların çocukların hayatında tam anlamıyla bir değişim sağladığını söylemek mümkün değil; ancak bu çocukların ailelerinin sosyo-ekonomik düzeylerinin iyileştirilmesi kesin bir çözüm olabilir. Çünkü suça sürüklenmenin asıl nedeni içinde bulundukları ekonomik istismar. Ekonomik destek sağlandığında ya da Diyarbakır’ ın istihdam alanın genişletilmesiyle birlikte bu kararlar tam anlamıyla caydırıcılık özelliğine sahip olacak.

»Caydırıcılık anlamında sizin rolünüz ne?
Bizler psikolojik danışman olarak mesleki bilgi ve deneyimlerimize dayanarak çocuğun ve ailesinin içinde bulunduğu psikolojik tahribatların iyileştirilmesi, hayata olumlu bakış açısının kazanılması, kısmen de olsa kendilerini gerçekleştirmeleri adına uzman yardımı sunuyoruz. Bunun yanı sıra eğitim tedbirlerini geniş alanda uygulamak için Türkiye İş Kurumu, MEKSA, Çıraklık ve Yaygın Eğitim kurumları, İlköğretim Okulları, Halk Eğitim Merkezleri gibi birçok kurum ile işbirliği içerisindeyiz. Dolaysıyla bu kurumlar da çocuklara eğitim ya da meslek imkânı yaratmak suça sürüklenmede caydırıcı olma etkisi yaratıyor.

»Çalışmalarınız sadece adli suçlara yönelik. Peki, ‘siyasi’ suçtan hapis yatan, hatta kendinden daha büyük cezalara mahkûm edilen çocukların durumuna ilişkin ne düşünüyorsunuz? Onların mahkeme kararlarını da değerlendirme gibi bir düşünceniz var mı?
Diyarbakır çocukları ilk olarak 28 Mart 2006 olayları sırasında Türkiye gündemine geldi. O günleri hatırlayacak olursak Diyarbakır’da cenazeler kaldırılmış, protestolar yapılmış ve kent savaş alanına dönmüştü. 3 gün boyunca yaşam felç olmuştu. Çoğu çocuk 10 kişi ölmüştü. Karakollar, bankalar, mağazalar yakılmış, yıkılmıştı. Devlet ilk olarak o zaman Diyarbakır çocukları için bir şeyler yapma vaktinin geldiğini düşündü ve bu olaylardan 3 ay sonra 29 Haziran 2006’da Terörle Mücadele Kanunu’nun 9’uncu maddesinde bir değişiklik yaptı. Artık ‘çocuk öldüren devlet’, ‘çocuk hapseden devlet’e dönüştürüldü. Taş atan çocuklar örgüt üyesi gibi yargılanıp tutuklanmaya başlandı. İnsan hakları kurumlarının verilerine göre bugüne kadar 2000’in üzerinde çocuk tutuklandı. Mahkemeler her bir çocuğa yaşının iki katı kadar yani 20-30 yıl hapis cezası veriyor. Biz ekip olarak Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yargılanan çocuklara da hapis cezasına alternatif olan ‘Koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararları’nın uygulanmasının gerektiğini düşünüyoruz. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gereği yasalara aykırı iş yapan çocuk, saygınlık ve değer anlayışını geliştiren, yaş durumunu gözeten ve toplumla yeniden bütünleşmesini hedefleyen tarzda muamele görme hakkına sahip. Mümkün olan her durumda, adli kovuşturmadan ve kurumlara yerleştirme yolundan kaçınılmalı. Dolaysısıyla Türkiye de uygulamalar hukuki değil. Bu kapsamda bulunan çocukların dosyaları birime ulaşmadığı gibi, bu çocuklara çocuk mahkemeleri bakmıyor.


kaynak