İstanbul'da Leonard Cohen'e rehberlik eden Etem Özgür Öztürk, efsaneyle geçirdiği iki günü Radikal'e yazdı
ETEM ÖZGÜR ÖZTÜRK

İstanbul’da Leonard Cohen’e rehberlik eden Etem Özgür Öztürk, efsaneyle geçirdiği iki günü Radikal’e yazdı
İSTANBUL - Leonard Cohen özel bir jetle geldiği İstanbul’da Genel Havacılık Terminali’nden içeri girer girmez ekibinin ve kendisinin rahatlığı, biz bekleyenler için ferahlatıcı bir süpriz oldu. Leonard Cohen’in rahat ve dostça tavırları, karşılama ekibindeki hanımlara (IKSV Caz’dan Pelin ve Gülüm, BKM’den Zeynep) ikram ettiği bergamot esansı ve ayaküstü hoş sohbetiyle, isminin ağırlığına rağmen Cohen’in çok da zor bir misafir olmayacağının açık işaretiydi. Havalimanındaki işlemlerin ardından Taksim’deki The Marmara Oteli’ne doğru yola çıktığımızda ekibin İstanbul’da olmaktan duyduğu mutluluk kendi aralarında yaptıkları akşam yemeği programları, burada aramayı planladıkları dostları, havanın tatlı sıcaklığı üzerine sohbetlerle yansıyordu.
Otele varıncaya kadar; İstanbul ve tarihi hakkında yaptığım çeşitli açıklamaları bütün ekip dikkatle dinledi. Leonard Cohen’den ve diğerlerinden özellikle şehrin tarihi konusunda birkaç soru da geldi. Otobüsten indiğimizde bana hissettirdikleri aşırı şükran duygusu ekip gidinceye kadar devam etti. Hepsi bir yana, sadece Leonard Cohen, İstanbul’da kaldığı süre içinde, her seferinde hafifce öne eğilerek, nazikçe elimi sıkarak, kimi zaman öbür eli göğsünde, bana en az 5-6 sefer havalimanından gelirken yaptığım açıklamalar ve yanlarında olduğum için teşekkür etti. Tabii ilk konserinin ardından otele döndüğümüzde, ‘Size çok teşekkür ederim’ şeklinde çevirilebilecek dilinin, ‘Sağol birader’e (Thanx man) dönüşmesi de bana, çok özel bir gruba dahil olduğumu hissettirdi.
İlk günkü konserin ardından, Leonard Cohen, havadaki yüksek nem oranının vokallerin seslerine olumlu etki yaptığını ve performanstan çok memnun olduğunu söyledi. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nun oturma düzeninin de seyirciyle etkileşim için çok uygun olduğunu da bizimle paylaştı ve benim arada çıtlattığım; özellikle üst taraflarda oturan izleyicilerin sahnenin arkasından Asya kıtasının tepelerini ve bir de dolunayı görebildiğini öğrenmek çok hoşuna gitti. Arada yaptığımız ‘İstanbul’ nasıl telaffuz edilir çalışmasının da kerameti, konserin ikinci yarısındaki ‘Hallelujah’ı söylerken ortaya çıktı.
Konserin ardından otele giderken kendisi ve iki asistanının araçtaki sohbetleri; mekânın, havanın ve seyircinin ne kadar iyi olduğu üzerineydi. Nitekim otele vardığımızda, daha sonradan 100 konserde 4-5 defadan fazla gerçekleşmeyen bir şey olduğunu öğrendiğimiz, ertesi güne kadar odasında kalmak yerine tekrar aşağı inerek ekibiyle bir şeyler içmek istemesi de bu keyifli durumun en güzel kanıtı oldu. Sahne arkasında yediği yemekler kadar biramızdan da memnun kaldığını da bu vesileyle öğrenmiş olduk.
Zülfü Livaneli kulisteydi
Leonard Cohen’in İstanbul ziyaretinde ünlü ziyaretcileri de vardı, ilk gün Yılmaz Erdoğan kendisiyle tanıştı, ikinci gün Leonard Cohen’in Katalan gitaristi Javier Mas’in dostu Zülfü Livaneli sahne arkasını ziyaret etti. Cohen’in İstanbul’dan ayrılmadan son tanıştığı kişi de kendisine Elif Şafak ve Orhan Pamuk’un birer İngilizce romanını hediye eden İKSV Genel Müdürü Görgün Taner oldu. Otobüse binerken alelacele gerçekleşen bu tanışmanın ardından Görgün Taner’in cuma günkü Radikal’de yayımlanan yazısını kendisine özetlediğimde duyduğu minnet ve gönderdiği özel selamın samimiyeti gözlerinden okunuyordu.
Türkiye’ye konser vermeye, ödül almaya ya da sadece tatil geçirmeye gelen, on yıldan fazladır, onlarcasıyla birlikte vakit geçirmiş olduğum dünyaca ünlü sanatçılardan pek çok iz bırakanlar oldu. Fakat bu denli sessiz ama bir o kadar da her şeyini sizinle paylastığını hissettiren, konsere gitmek üzere otelden ayrılmadan hemen önce resepsyona getirdiği bir paket içindeki yıkanacak çamaşırlarını, tanınmayı beklemeksizin, “Özür dilerim, sabah bunları vermem gereken saatte uyanamadım, şu anda size teslim edersem acaba yarına kadar yetişebilir mi?” diye naifçe sormasıyla, otel lobisinde kendisini tanıyan Brezilya’lı hayranları ile sohbet edip fotoğraf çektirirkenki alçakgönüllü haliyle, sound-check yaparken boşaltılmış Açıkhava Tiyatrosu’nun sahnesinde biz üç beş çalışana verdiği özel konseriyle, ekibin bagajlarını taşıyan İbrahim Bey’in arkadaşı için imzaladığı CD ile, konser sonrası tam aracına binerken İKSV Teknik’ten Murat’la resim çektirmesine izin vermeyecek gibi olan asistanına resmi çektirip, ardından “Tuh, yakalandik!” diye onun da gönlünü almasıyla, İKSV çalışanları ile vedalaşırken iki elini göğsünde birleştirerek bir tevazu abidesi gibi hafifce öne eğilmesiyle, uçağına binmeden iki eliyle elimi tutup gözleriyle teşekkür etmesiyle, İstanbul’dan Leonard Cohen geçti...

http://www.radikal.com.tr/Radikal.as...&CategoryID=82

ah ulan..Büyük usta taa yanıma kadar geldi,ama biletleri ultra pahalı yapan organizatör sağolsun,gidip de göremedim.insan ömrü boyunca kaç kere Leonard Cohen i canlı dinleme fırsatı bulur..